Vinaora Nivo SliderVinaora Nivo SliderVinaora Nivo SliderVinaora Nivo SliderVinaora Nivo SliderVinaora Nivo Slider

AĞRI DAĞI FAALİYET RAPORU 20-25 TEMMUZ 2009

Kulübümüzün yaz dağcılığı programına aldığı Ağrı Dağıtırmanışı faaliyetini 20-25 Temmuz 2009 tarihleri arasında gerçekleştirdik. Faaliyete üyelerimizden Kubilay Saygın Öztürk, Sunay Çatori ve Gönül İlhan ileAnkara’dan iki dağcı arkadaşları İsmail Hakkı Karakelle ve Emrah Denizhan katıldılar. Bu etkinliğin detaylarını her faaliyetten sonra yazılan resmi ifadeli teknik rapor halinde sizlere aktarmaktansa, herkesin keyifle okuyabileceği bir etkinlik hikayesi, bir günce şeklinde yazmak istedim. Ağrı dağı faaliyeti aşağıdaki gibi gerçekleşti. Biz bunları yaşarken keyif aldık. Umarım okurken aynı keyfi sizler de paylaşırsınız.

 

Ağrı Dağı tırmanışı için İZDAK ekibi olarak üç kişi 20 Temmuz Pazartesi sabahı 07:00’de Ankara’ya uçtuk. Burada hem Van uçağına aktarma aldık hem de Ankara’dan iki arkadaşımızla buluştuk. 09:00’da kalkan Van uçağında Ağrı Dağı tırmanış takımız artık 5 kişiydi. Heyecanlı ama keyifliydik. Zaten heyecan olmadan dağ faaliyeti de olmaz. Ben, Sunay, Gönül ve İsmail aynı yaşlardayız, 50’yi devirdik özetle. Emrah ise en gencimiz, o hepimizin evladı gibi. Ama heyecan konusunda hepimiz eşitiz. 10:20’de Van F.Melen Havaalanı’na indik. Biraz bekleyip bagajlarımızı aldıktan sonra sırt çantalarımızı ve kendimizi, bizi beklemekte olan Yusuf’un minibüsüne attık ve vakit geçirmeksizin Doğubeyazıt’a doğru yola çıktık. Öğlen yemeği molamızı 12:30’da Muradiye Şelaleleri’nde verdik. Muhteşem bir şelale manzarası eşliğinde, acımı acı bir sac kavurma yedik, fotoğraflar çektik köpürüp uçan suya karşı ve tekrar yola çıktık. 13:55’de yol üzerindeki Somkaya köyüne ulaştığımızda uzaktan Ağrı Dağı ilk kez göründü bizlere.  Heybetli, yekpare, çok büyük, yalnız, ürkütücü ve bol karlı görüntüsüyle tek kelimeyle büyüleyiciydi dağımız. Dağ gibi dağdı. Havanın durumu ise toplanmakta olan yoğun ve kara bulutlar nedeniyle son derece düşündürücüydü. Gerçi haftalık hava raporunu almıştık ama “gök gürültülü, sağanak yağışlı” diye ifade edilen hava durumu aşağısı için geçerliydi. “Ya yukarısı?” sorusu içimizden geçti ama hiçbirimiz sesli ifade edemedik. Zira izinler alınmış, hazırlıklar yapılmış ve işte dağa gelinmişti. “Sonrasını dağ bilir, izin verirse çıkarız” diye düşündük ve yola devam ettik. 14:40’da İsfahan  Otel’e indik. Bu otel çok uzun zamandır dağcıların tercih ettiği mütevazı bir oteldir Doğubeyazıt’ta. Odalarımıza yerleştikten sonra ilk işimiz dağa gidecek minibüs ve dağda malzemelerimizi taşıyacak atları temin etmek oldu. Yoğun telefon görüşmeleri ve pazarlıklardan sonra bunu hallettik ve sonra da alışverişe çıkıp dağda ihtiyaç duyacağımız yiyecekleri satın aldık. Havanın bozmak üzere oluşunu dikkate alarak dağda planladığımızdan daha uzun bir süre kalabileceğimizi hesapladık ve yiyecek alımında biraz eli açık davrandık. Sonra hep birlikte akşam yemeğine gittik. Lokantanın terasından uzaktaki Ağrı Dağı’nı seyrettik. Başına topladığı kapkara bulutlarla sanki bize olumlu bir mesaj vermiyormuş gibiydi. İyimser olmaya çalıştık ama dağ yüzünü asmıştı bir kez. Pek gülümseyecek gibi de görünmüyordu. Yemekten sonra otelimize döndük. Birer el tavla atıp eğlendik. Sonra da odamıza çıkıp çantalarımızı düzenledik ve erkenden yattık.

 

21 Temmuz Salı sabahı 07:00’de kalktık. Bizler otelin salonunda kahvaltı ederken minibüsümüz ve şoförü Nuri gelmişti bile. 08:35’de sırt çantalarımızı ve yiyecek torbalarımızı minibüse yükleyip yola çıktık. 09:30’da iki atla bekleyen Şükrü, Çevirmeköy’den biraz ilerideki 2300 rakımdaki Meryemtepe’nin hemen altında bizi karşıladı. Büyük sırt çantalarımızı ve yiyecek torbalarımızı atlara yükledik, küçük sırt çantalarımızı ise kendimiz yüklendik ve 09:50’de yola çıktık. Yol çok dik ve yorucu değildi ama kampa ulaşım mesafesi oldukça fazlaydı. Önce toprak yolu takip ederek yükseldik. Sonra yoldan ayrılıp patikaya girdik. Yaylaya çıkmış sürülerin ve yaylacıların arasından geçtik. Yaylacı çocuklara yanımızda getirdiğimiz hediyeleri dağıttık. Bazen durup sohbet ettik. Uzun bir yolculuktan sonra yaklaşık onbeş km. kadar yürüyerek 14:00’de 3200 rakımdaki kampa vardık. Kampta bizleri elinde çay bardaklarıyla Barzani isimli köylü karşıladı. Kamp alpin bir çayır görünümünde hafif meyilli bir yamaçta yer alıyordu. Yakında bir büyük su kaynağı da vardı ama suyu biraz bulanıktı. Biraz dinlendikten sonra çadırlarımızı kurduk ve yerleştik. Kampta bizim ekipten başka bir İspanyol bir de Avusturyalı ekip vardı. İlerde göz mesafesinde iki kamp alanı daha görülüyordu. Kamplarda yerli dağcılardan ziyade yabancı dağcıların bulunduğunu öğrendik.18:00’de arkadaşlarımızla çorba ve makarnadan oluşan akşam yemeğimizi hazırlayıp yedik. Hepimizin sağlığı iyiydi. Sadece Sunay’da yoğun başağrısı vardı. Ağrıkesici almamasını söyledim. Sebebi öğrenmeliyiz, irtifa mı sebep yoksa başka bir neden mi var? Tam yemek üzeri çay içmeye karar vermiştik ki yağmur başladı. Önce sakin ama sonra sağanak halinde yağdı yağmur ve bizleri çadırlarımıza çekilmeye zorladı. Erkenden çadırlarımızda uyku tulumlarımıza sığınıp dinlenmeye geçtik. Yağmur izin verdiği oranda da uyumaya çalıştık. Komşu ekipler ise ana kamp çadırına doluştular ve geç saatlere kadar epeyce gürültü yaptılar doğrusu.

 

22 Temmuz Çarşamba sabahı 05:00’de yağmur durdu nihayet. 07:00’de Emrah benim çadıra gelip kahvaltılık malzemeleri aldı. 07:30’da çay, peynir, fındık ezmesi, zeytin, pide ve sahanda sucuktan oluşan mükellef bir kahvaltı ile güne başladık. İştahlarımız genel olarak hiç de fena değildi. Dağda bu sağlıkla ilgili iyi bir belirtidir. Önceki planımıza göre Sunay ve Gönül bu kampta kalıp bizlerin zirveden dönüşünü bekleyeceklerdi. Ancak Sunay’da yoğun başağrısı devam ediyor ve iştahsız. Kampta kalıp beklemek yerine Doğubeyazıt’a dönme eğiliminde. Bu konuda öğlene kadar bekleyip karar vermesini istedim. Zira bu rakımda başağrısının getirdiği tehlike tehdidi kritik seviyede değil. Gönül gayet iyi, mümkün olursa 3200 rakımlı kampta biz dönene kadar beklemek niyetinde. Ancak Sunay dönüş kararı alırsa onu yalnız bırakmayacak tabii ki. İsmail, Emrah ve ben  çadırlarımızı toplayıp hazırlandık. Sunay ve Gönül ile durum değerlendirmesi yapıp vedalaştık ve 09:20’de yola çıktık. Bu kez yolumuz dik ve yorucu ama mesafe düne göre daha kısa, sekiz km. kadar. Yol oldukça kalabalıktı. Hem dağdan inenler vardı, hem de bizim gibi çıkanlar. Bazı dostlarla da karşılaştık bu arada. Zirve yapamadan dönen epeyce insan vardı. Ya malzeme yetersizliğinden ya da hava koşullarının müsaade etmemesinden çıkamamışlardı ve dönüyorlardı. 13:00’de 4200 rakımlı kampa vardık. 4200 kampı daha kayalık, bir tepe üzerine kurulu ve dağın kar örtüsü buradan başlıyor.. Çadır yerleri sınırlı sayıda. Kampın hemen yanında meşhur Öküzderesi vadisi yer alıyor. Burası tam bir cadı kazanı gibi. Dağ tam bu noktada neredeyse eriyor, ufalanıyor. Kaya yapısı çok farklı, volkanik kayaçlar, kavrulmuş taşlar hakim. Sürekli taş patlaması ve yamaçlardan aşağı akması, düşmesi söz konusu. Dağ sanki tam bu noktadan ikiye ayrılacakmış gibi sürekli ufalanıyor. Eriyen karların oluşturduğu bir su kaynağı da var. Ama bu su hiç mineral ve vitamin içermiyor. Neredeyse saf su. O nedenle  acı bir tadı var. İçince kanmak mümkün olmuyor. Kampta bize ayrılan yere çadırlarımızı kurduk. Çadırlar zemine tam oturmuyor. Hiç olmazsa bir yada iki köşeleri açıkta havada kalıyor. Bu noktalara taşlarla alttan destek yapsak da değişen bir şey olmadı. Çadırların sabitlemesini ve gerdirmelerini de iri kayalarla yaptık sadece. Zira çadır kazıklarının zemine çakılması imkansız. Çadırlarımıza  yerleştikten sonra 3200 kampındaki arkadaşlarımızla haberleştik. Sunay’ın sağlık sorunu devam ediyor. Demek ki aşağıya inmesi, 3200 rakımdan uzaklaşması lazım. Telefonlarımızın sadece öğlen 12:00-12:30  ve akşam 20:00-20:30 arası açık kalmasını kararlaştırdık şarj sorunu nedeniyle. 3200’deki arkadaşlarımızla akşama haberleşeceğiz. Kampı dolaştık sonra, diğer dağcılarla tanıştık, sohbet ettik. Dün zirve denemesi yapan ama doluya yakalanınca geri dönenler olmuş. Yerlilerden ziyade yabancılar ağırlıkta ve çoğu tur şirketleriyle gelmişler buraya. Bir tek bizim ekip kendi inisiyatifi ve imkanlarıyla gelmişti. Tur şirketlerinin sabit mutfak çadırları ve aşçıları var. Ayrıca dağcıların kalacağı çadırları bile şirket elemanları kuruyor, hazırlıyorlar. Emrah bunlardan birinde arkadaşıyla karşılaştı ve yemeğe davet edildi. İsmail’le ben de barbunya fasulye konservesi ve  helva yedik akşam yemeğinde. Öğünlerimiz dağda günde ikiye indi. Ara öğünlerde kuru üzüm, incir atıştırıyoruz sadece. Akşam yemeğinden sonra hava yine bozdu. 17:20’de yoğun yağmur başladı sonra doluya çevirdi hava. Çadırlarımıza sığınıp uyku tulumlarımıza  girdik. Yağış neredeyse bütün gece sürdü. Arada bir mola verdiği de oldu gerçi ama sanırım bu tarz değişimiyle ilgiliydi. Yağmurken durdu, dolu olarak başladı, derken bir mola verip yine yağmura çevirdi. Memlekette her taraf neredeyse yanıyor, hava öylesine sıcak. Burası ve kuzey-doğu kıyılarında ise sel seli götürüyor. Küresel ısınmanın bir sonucu da bu. Sadece ısınma olmuyor, dengesiz ve mevsim anormali yoğun yağış da doğanın dengesinin nasıl bozulduğuna işaret. Gerçi biz zirve şansımızı engellediği, azalttığı için yağışla ilgiliyiz şu anda. Ama aşağıdaki köylüler tam da hasat zamanı ekinlerini ıslatan, sel olup akan yağışları hiç de iyi karşılamıyorlar. Gece saati gelince telefonlarımızı açtık ve aşağıdaki arkadaşlarımızla haberleştik. Şükrü onları köye indirmiş, minibüs de tam zamanında gelmiş ve İsfahan Otel’e inmişler. Sunay’ın sağlığı irtifa azaltınca düzelmiş. Gönül de iyi. İkisinin sağlık haberlerini alınca rahatladık. Artık onlar iyi ve emin yerdeler. Şimdi sadece dağı düşüneceğiz. İzmir’den Haluk’la haberleşiyoruz, internetten hava durumuna bakıp bize iletiyor. Söylediği hep aynı “şiddetli sağanak yağış!”.

 

23 Temmuz Perşembe sabahı 4200 kampı çok hareketlendi. 02:00, 03:00 ve 04:00’de zirve çıkışı için kalkan ekipler oldu. Bunun bir anlamı bizim uyuma şansımızın olmamasıydı. Diğer anlamı ise zirveyi deneyecek tur şirketlerinin rehberlerinin hava durumuyla ilgili daha somut haber alabildikleriydi. Demek ki hava düzelecekti artık. Sevindim açıkçası. Zirve umudum arttı. Keşke biz de aklimatizasyonumuzu tamamlamış olsaydık bu sabah. Ama bir yirmidört saate daha ihtiyacımız var. Erken davranırsak zirve için bu defa başka sorunlarla karşılaşabiliriz. Biz ekip olarak 07:00’de kalktık. Peynir, fındık ezmesi, pide, çay ve sahanda sucukla kahvaltımızı yaptık. Bu sabah hava gerçekten de fena değil, zirve bile görülüyor ara sıra. Hava bulutlu ama ara sıra açıyor. Zirvenin gözle görülebilmesi, psikolojik olarak çıkılabilirliğini de arttırıyor sanki. Daha mümkün görünüyor. Ben merak içinde sabah zirve için giden gruplardan iyi haberler bekliyorum. Zamanı da değerlendirmek gerek bir yandan, 09:00’da İsmail’le krampon eğitimine başladık. 09:20’de de hazırlanıp üçümüz aklimatize tırmanışına geçtik. Kanımızdaki alyuvar-akyuvar dengesini değiştirmek zorundayız zira 4200 rakım ve sonrasında oksijen giderek azalıyor ve vücudumuzun bu ortama hazırlanması lazım. Bu nedenle gidiş-dönüş beş saatlik bir yükselme antrenmanı yapmayı planlamıştık. Fazla zorlanmadan 4600 rakıma kadar yükseldik. Elli dakikada yüz rakım yükselebiliyoruz. On dakika da dinleniyoruz, oluyor bir saat. AKUT’un her yüz rakımda bir diktiği işaret direkleri yol gösterici oldu. Ayrıca patika da oldukça belirgindi. Emrah çok zinde, mümkün olsa daha da yükselmek arzusunda. Ama bizim zirve çıkışı planımız yarına, o nedenle fazla yorulmamamız lazım. İsmail de uyum sağlamış görünüyor. Sorun yaşamayacak gibiyiz yüksek irtifada. 4600 rakımdan geriye kampa döndük. 4500 rakım sanki bir sınır gibi dağda karlı alanın erimekte olduğu kısım. Her adım attığımız yer sanki dere olmuş akıyor gibi. Ben bu dağı bu mevsimde ilk kez böyle sulu, sanki tepeden eteğe erir gibi gördüm. Yarın inişi geciktirmememiz lazım.  Yerler donmuş ve sertken zirveye çıkıp, fazla erime olmadan inmemizde fayda var. Yoksa iyice sulu bir zeminde, dere yatağında yürür gibi ineceğiz bazı dik bölgeleri. 14:30’da 4200 kampına geri döndük. Sabah erkenden zirve çıkışı yapan gruplar da birer ikişer inmeye başladılar. Hemen hepsi zirve yapmışlardı ve hızla kampı boşaltıp 3200 kampına inmeye başladılar. Herkes daha fazla oksijene doğru iniyor, bu da son derece normal. Hava oldukça düzeldi, güneş bize gülümsüyor. Yarının da iyi olacağını umuyoruz.  Kampta sadece iki çadırda Rus dağcılar, bir çadırda da Bulgar bir dağcı, at çalıştıran köylülerden beş kişi ve biz kaldık. 18:00’de bir çorba yapıp içtik. Sonra da Emrah mükemmel bir peynirli makarna yaptı bize. Neredeyse parmaklarımızı yiyecektik. Yemekten sonra çay da içtik. Bu arada hava kapamaya başladı ve güney istikametinden hızla gelen bir bulut hem havayı hem de içimizi kararttı. İran yönünden, doğudan gelen bir diğer kapkara bulut da bütün ümitlerimi bozdu attı kenara. Arkadaşlara bir şey demedim yarın için yine de.. Sabaha karşı 03:00’de uyanıp zirve çıkışı için gereken sıcak suları kaynatıp termoslarımızı hazırlamaya ve çantalarımızı uygun bir şekilde yerleştirmeye  karar verip 19:00’da çadırlarımıza çekildik. Yarın zirveyi deneyecektik. İçim rahat değildi. Çadırda uyku tulumumum içinde beklerken 20:00’de şiddetli sağanak yağış  başladı. Sanki yağmur günlerdir yağamamış da şimdi eksiğini gideriyormuş gibi  bardaktan boşalırcasına yağıyordu.

 

24 Temmuz Cuma sabahı 03:00’de yağış doluya ve kara çevirdi. Bu durumda bizim sabah planımızı değiştirmemiz elzem hale geldi. Çadırdan çadıra seslenerek beklemeye karar verdik. 04:00’de gece-gündüz dengesinin olduğu anda kalkıp İsmail ile Emrah’ın çadırına gittim. Gerdirmeleri gevşemiş ve çadırları biraz su almıştı. Birkaç gerdirme yapıp arkadaşlarla konuştum. İçimizde bu durumda morali en çok bozulan Emrah’tı. Hava durumu nedeniyle bekleyeceğimizi söyledim. Bu arada epeyce de ıslandım. Tekrar çadırıma döndüm. 07:30’da yağmur azaldı ve nihayet dindi. Kalkıp kamp alanını gezdim. Güneyden gelen bulutlar iyice yükselmişlerdi, artık yakın tehlike olmaktan çıkmışlardı. İran yönünden gelen bulutlar da dağın zirvesine doğru yükselme eğilimindeydiler. Bu durum ilerleyen saatlerde havanın zirve için olumlu olabileceğine işaret ediyordu. Şüphesiz bu bir varsayımdı ve beklentilerimin tam tersi de olasıydı. Yine de bir gün önce düzelen havanın bugün tüm hesaplarımızı altüst etmesinden sonra belki bir umut ışığının parlama ihtimalinin bulunması bile içimi ısıttı. Hemen karar verip arkadaşlara ilettim. Hava durumu zirve çıkışına izin verebilirdi. Bu nedenle hazırlanıp hemen zirve çıkışına başlamaya, ancak hava durumu elverişsiz olursa ya da birden bozarsa, hangi rakımda dağın neresinde olursak olalım geri dönmeye karar verdik. Bu zor bir karardı. Zira bir gün daha geçirip hava durumunun uygun olmasını beklemek teorik olarak uygun ise de pratikte daha güçsüz, daha zayıf olacağımız için ciddi anlamda başarısızlık ihtimali çağrıştırıyordu. Bir gün daha beklediğimizde havanın daha iyi olmasının garantisi de yoktu. Dün gülümseyen havanın bugünkü hali ortadaydı. Son hazırlıklarımızı yapıp sularımızı kaynatıp hazırladık ve 08:45’de kamptan ayrıldık.  Bu saat aslında zirve çıkışı için geç bir saattir ve ciddi riskler içermektedir. Ama daha iyi bir hava imkanını yakalama şansımız da kesin olmadığı için bunu denemek zorundaydık.  Bizden önce iki Rus bir Bulgar dağcıdan oluşan üç kişilik bir ekip zirveye hareket ettiler. 4600 rakıma kadar dünden  bildiğimiz kaya ve kar rotasından yükseldik. 4600 rakımdan sonra zeminde sadece kar vardı. Dün aşağıda yağmur-dolu olarak yağan yağış burada kar olarak inmişti. Bu durum şüphesiz bizler için iyiydi. Yumuşak karda krampon takmadan ve sadece baton kullanarak hızla ilerledik. En gencimiz Emrah 4700 rakıma kadar önümüzde ilerledi. Bu noktadan sonra ben öne geçtim. 4900 rakımda yoğun fırtına ve rüzgar başladı. Bir ara Emrah’ın sıcak su ihtiyacı nedeniyle beklemek zorunda kaldık ve üşüdüğüm için polarımı giymek zorunda kaldım. 13:00’de İnönü tepesini yanlamasına çıkarken bizden önce zirve yapan Bulgar ve Rus ekibiyle karşılaştık. Onları tebrik edip yürüdük ve 5000 rakıma, “Top Sahası” denilen alana ulaştık.  Bu noktada Nuh’un gemisini aramak için tekrar Ağrı Dağı’na gelmiş olan Amerikalı araştırmacılardan biri yolumuza çıkıp bizimle birkaç kelime konuştu. Sorduğu aşağıdan yemek ve yakıt getiren köylüleri görüp görmediğimizdi. Kendisine olumsuz yanıt verip ilerlemeye devam ettik. Zirve için son çıkışa girdik. Burası oldukça diktir. Yer yer donmuş karla kaplı zeminde sadece batonlarımızla  ilerledik. 13:56’da 5137 rakımlı zirveye ulaştım. Benden az sonra İsmail ve ondan sonra da Emrah zirveye ulaştılar. Her ikisini de sarılıp kutladım. Sonra kulüp flamalarını çıkartarak fotoğraflar çektik. Zirve defteri maalesef yoktu, bir şeyler yazmak mümkün olmadı. Hava yoğun bulutlu ve çok sert rüzgarlıydı. Fazla oyalanmadan 14:15’de inişe geçtik. Ben, İsmail ve Emrah olmak üzere yoğun karda topuk vurarak hızla iniş yaptık. Emrah kendisini iyi hissetmediği için ve hızla bu rakımdan kurtulmak istediği için öne geçti. İnönü Tepesinden aşağıda yolda Amerikalılara malzeme taşıyan köylülerle karşılaştık. Dört köylü gayet yeterli kışlık giysiler ve sırt çantalarıyla 4200 kampından 5000 rakımda dört çadıra yerleşmiş Amerikalılara günlük malzemelerini getiriyorlardı. 4200 kampına benzinli bir jeneratör kuran Amerikalılar, bu köylülere oradan taa buradaki kamplarına kadar kilometrelerce kablo döşetiyorlardı ayrıca. Umarım aşağıda bunların burada ne yaptıklarını bilen yetkililer vardır. İnince bu konuyla ilgilenmeye karar verip devam ettik.4800 rakımda Emrah’ın pek de iyi görünmemesi, olduğu yerde öne arkaya sallanıyor oluşu nedeniyle uzun bir mola vererek sıcak sıvı aldık ve incir, kuru üzüm ile karnımızı doyurduk. İsmail de oldukça yorgun görünüyordu. 4600 rakımda kar bitip kayalık zeminden inmeye başladığımızda ise daha da dikkatli olmaya çalıştık. Dağ bu noktada dere olmuş akıyor gibiydi. Zemindeki taşlar suyla gevşemiş ve tehlikeliydi. Fazla sorun yaşamadan ve son etabında karla karışık yağmur altında 17:15’de 4200 kampına indim. Dağ buluta girdi iyice. Arkadaşları bekledim ve tekrar zirvelerini tebrik ederek çadırlara çekilip dinlenmemizi önerdim. Hiçbirimiz yemek lafı bile etmedik, zira çok yorulmuştuk. 17:50’de çadırlarımızda ve uyku tulumlarımızın içindeydik. Zirveye ulaşmış olmanın keyfi ile ama muazzam bir yorgunlukla dinlenmeye geçtik. Tek keyfimiz arkadaşlarımızdan, dostlarımızdan gelen tebrik telefonlarıydı. Yıldırım tehlikesi nedeniyle telefonlarımızı sadece kararlaştırdığımız saatlerde kullanıp, hemen hiç kimsenin kalmadığı dağda uykuya daldık.

 

25 Temmuz  Cumartesi  sabahı 07:00’de uyandık. Çadırlarımızın dışı, özellikle etekleri gece yağan kar ve dolunun donması sonucu buz tutmuştu. Hepimiz dünkü yorgunlukla iyice uyumuştuk. Kalktığımızda kampta bizden başka üç köylünün kaldığını gördük. Onlarla selamlaştık. Yükümüzü alacak at ile Şükrü’nün aşağıdan geldiği görülüyordu. Hepimiz iyice dinlenmiş olarak çadırlarımızı sökmeye ve toparlanmaya başladık. Sadece İsmail’in hazırladığı çayı içtik ve incir, kuru üzümle kahvaltımızı yaptık. Çadır ve diğer ağırlıklarımızı ve çöp torbamızı da ata yükledikten sonra 09:30’da küçük sırt çantalarımızı yüklenerek inişe başladık. 3200 kampında mola vermedik. Sadece yaylacıların yanında bir mola verip, göçerlerin köpeklerinin müsaade ettiği kadarıyla çocuklarla ilgilendik. Sonra postumuzu kaptırmadan köpeklerin arasından sıyrılıp inmeye devam ettik. Yolda bir Hollandalı ve bir de İranlı grupla karşılaştık.Onlara başarılar dileyip dağ hakkında merak ettikleri şeyleri cevaplamaya çalıştık. 13:30’da Meryemtepe’nin altında bizi bekleyen minibüsümüze ulaştık. Nuri ve Barzani bizleri karşıladılar. Minibüsümüze sırt çantalarımızı ve diğer ağırlıklarımızı yükledikten sonra Şükrü’yle vedalaşıp hemen hareket ettik. Yolda çok seyrek geçen minibüs için bekleyen köylüleri memnuniyetle aracımıza davet ettik. Onları şehirde uygun yerlerde bıraktıktan sonra 14:30’da tekrar İsfahan Otel’e ulaştık. İlk işimiz lobide demli bir çay içmek oldu. Daha ilk yudumlarımızı almamıştık ki otelde bizi bekleyen Sunay ve Gönül de lobiye geldiler. Ekibimiz tekrar bir araya gelmişti. Faaliyet başarıyla ve önemli bir sorun yaşanmadan sonuçlanmıştı. Dinlendikten sonra evlerimize dönüş yolculuğuna hazırlanacaktık artık.

 

Tabii ki takipeden günlerde Doğubeyazıt’ın İshakpaşa Sarayı’nı, Urartu Kalesi’ni, Ahmedi Hani Cami-türbesi’ni, çarşısını da gezdik. Van’a ulaşınca ekip olarak ocakbaşında bir kutlama gecesi de yaptık. Ayrıca Van’da Tuşpa Kalesi’ni, eski Van’ı, müzeyi, Edremit sahilini, Gevaş’ı, Aktamar adasını ve meşhur kilisesini de gezdik. Dağları çok seviyoruz ama ülkemizin cennet köşelerini gezmeyi de seviyoruz. Sadece dağı değil, yöre insanını, doğal ve tarihi güzellikleri, tüm kültürel değerleri tanımaya çalışıyoruz. Değerli arkadaşlarım bu nice güzelliklerde hep birlikte olmayı diliyorum. Sevgi ve saygılarımla.

 

Kubilay Saygın Öztürk

 

  Bu Faaliyete ait fotoğrafları için tıklayınız.

 

Telif Hakkı © 2013. İzdak Dağcılık Kulübü . Tüm Hakları Saklıdır.